Yazar, Fransa'da lise öğrencilerinin daha iyi bir eğitim ve gelecek talebiyle sokaklara çıkması ve polis müdahalesiyle karşılaşması üzerine yoğun bir kıskançlık duygusu ifade ediyor. Fransız gençlerinin protestolarına, işçi ve itfaiye sendikalarının desteğiyle birlikte, belediye başkanlarının da ön saflarda yer alması dikkat çekiyor. Yazar, bu durumu Libya'dan gelen petrol gelirleriyle idare eden bir ülkenin kendi iç sorunlarıyla kıyaslayarak, "Biz Fransa'yız" sloganıyla eleştiriyor.
Metinde, Almanya ve İspanya'da da gençlerin zorunlu askerlik ve sosyal adaletsizlik protestoları yaptığı, Latin Amerika'da ise benzer toplumsal hareketlerin sürdüğü belirtiliyor. Türkiye'de ise üniversite işgalleri, grevler, maden yürüyüşleri ve Soma felaketi gibi olayların hatırlatılması, yazarın ülkesindeki toplumsal travmaları da gündeme getirmesine yol açıyor.
Yazar, geçmişteki direniş örneklerini ve Şeyh Bedrettin gibi figürleri anarak, günümüzdeki toplumsal hareketlerin eksikliğine ve işçi sınıfının sesinin azalmasına üzüntü duyduğunu dile getiriyor. Bu duygular, hem uluslararası hem de yerel protestoların birbiriyle bağdaştırıldığı bir eleştiri çerçevesinde sunuluyor.